HILLSIDER 57 / KÖK – Vildan Çetin

h57-kapak-dusuk“Bir elim ağzında diğeri saçlarında, arkasında duruyorum. Dizlerinin üstünden geriye yatırmaya çalışıyorum. Buzdan bir kütle gibi kaskatı kesilmiş bedeni. Saçlarını diplerinden iyicene kavrayarak elimde topluyorum; iki tel saçı var. Dizlerinden kasıklarına kadar olan bölge gerilmeye başlıyor; kasları araba lastiği gibi sert. İçinden teller geçiyor olmalı ki mıh demiyor, uyguladığım baskıya rağmen istediğim pozisyona gelmiyorlar. ….…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

Hala dizlerinin üstünde duruyor. Bu pozisyondayken gözlerini seçemiyorum. Kıpırtısız duruyor;  eli kolu tetikte. Tek hamlede yakaladı, yakaladı. Saçlarını bırakıyorum ve bir anlığına ağzından elimi çekiyorum. Olanca kuvvetiyle yakalamaya çalışıyor. Dizlerimle dizlerinin üstüne biniyorum, ata binercesine. Kollarını yakalıyorum. Tam bağıracakken ağzımı ağzının üstüne yapıştırıyorum. Tiksintim had safhaya ulaşıyor. Böğürüyor. Onu öpeceğimi sanmış olmalı: Onu istediğimi sanmış olması fikri bile midemi alt üst etmeye yetiyor.  Böğürürken ağzından fışkıran köpükler, tuzlu koltuk altlarının beyaz gömleklerde bıraktığı sarı çizgi gibi ağzının kenarlarında donmuş kalmış… ağzının içi vıcık vıcık köpük. Ağzıma bulaşıyor tükürükler. ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..Çığlık atmaya başlıyor, anırıyor. Son imdat deyişinin üstünden bir hayli vakit geçmiş… Acı gelmiş geçmiş. Korku dağları bekliyor. Bebelerin ağlaması beni deli ediyor!………………………………………………………………………………………………………..………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….”  KÖK

 

Çevirdiğim son sayfanın ardından ışığı kapattım. Açık kalan gözlerim, karanlık odanın içinde beynimdeki görüntüleri seyrediyordu. Nefesimin daraldığını hissettim. O kadar canlı yazılmış son satırlardı ki okuduğum ve o kadar rahatsız edici gerçekliği vardı ki; biraz evvel yan odada şahit olduğum bir olayın etkisinden kurtulmaya çalışıyor gibiydim. Kısa bir süre daha kitabın etkisiyle uyanık kaldım gecenin içinde. Sonra beni bu kadar içine çekebilen bir kitabı bitirmenin keyfiyle uykuya daldım…

Son sayfalarıyla bana kök söktüren ‘Kök’, bir üçlemenin ( Ses – Kök – Ama)  ikinci kitabı aslında. Ama birinci kitap ‘ Ses’  henüz basılmadı. Yazar üçlemenin 2. kitabı ile seriye başlamayı tercih etmiş.  Bu nedenle kitaba başladığınız anda, aslında çoktan tanışmış olmanız gereken karakterlerle karşılaşıveriyorsunuz. Ortasından seyretmeye başladığınız bir film gibi bir sürü soru geliyor aklınıza. Bu sorulara karşı duyduğunuz merak, sayfalar arasına gizlenmiş ipuçlarını buldukça tatmin oluyor, tatmin oldukça sorular çoğalıyor.

Kök’te 3 ana karakter var. Roman bu kişilerin düşüncelerinden bize akıyor. Bilinç akış tekniği ile yazılmış. Yani insanın içinde hiç durmayan, salise hızıyla konudan konuya geçen, karmaşık zihin sesiyle anlatılmış. Bu da karakterlerin yapılarını, duygularını, bakış açılarını çok iyi tanımamızı sağlıyor.  Ama zihinlerin giriftliği, iç sesin oynaklığı ve hızı kitabın okunmasını bazen biraz zorlaştırıyor. Yine de anlatan karakterlere göre değişen ifade biçimleri, kelimeler ve düşünceler kitabı daha lezzetli hale getiriyor.

Özellikle kelime zenginliğine, hayal gücü yüksek betimlemelere ve beni bilhassa son sayfalarda içine alan gerçekliğine hayran kaldım. Sadece hayran kalmadım, gurur da duydum aslında. Çünkü kitabın yazarı Vildan Çetin benim çok eski bir dostum. İlk defa bir dostumun romanını okudum. Bu üçlemeyi yaratmak için nasıl uğraştığını biliyorum. 8 sene boyunca nasıl titizlikle çalıştığını, sırf bu kitaptaki bir karakter için Osmanlıca kursuna gittiğini, bir taraftan reklamcı olarak çalışırken, bir taraftan gerçek aşkı olan yazarlığı beslemek, büyütmek için ne emekler harcadığını, hatta gecenin derinliklerinde hangi koltukta oturup bu satırları yazdığını bile biliyorum. En büyük hayalinin gerçekleştiği bu sayfalar hakkında yazmak, benim için tahmin ettiğimden daha zor oldu. En iyisi dedim içimden, hazır yazar da arkadaşımken, onun ağzından dinleyelim geri kalanını:

 ‘Kök’ neyi  ve kimleri  anlatıyor?

Vildan Çetin: Kök, Kutsal Hayat Üçlemesi’nin ikinci kitabı. Tüm seri tamamen kurgusal karakterler çerçevesinde cereyan ediyor.  Kök; ‘gizem sanatının ana fikri ve doğal kaynağı olan hayatı’ anlatıyor.

Yola üçleme yazmak için mi çıktın? Yoksa yazmaya başladıktan sonra mı aklına geldi?

Eskiden sadece öykü yazıyordum. Bir öykü nedense bitemiyordu. Yatıp kalkıp öyküdeki karakterleri, olayları düşlüyor, alternatif durumlar, örgüler kurguluyordum. Ne kadar bitirmek istesem de, hep eksikti sanki bir şeyler. Karakterler, olaylar, ayrıntılar, dalgalanmalar… yetersiz,  güdük, boynu bükük hatta sığ…  Baktım olmayacak böyle. Aklıma üçleme yazmak geldi. Ses’in ardından yazmaya devam ettim. ‘Kök’, ortaya çıktı. ‘Ama’ ise kendi kendini doğurdu, diyebiliriz.

Neden üçlemenin 2. kitabını ilk önce çıkardın?

Ses, üçlemenin son kitabı Ama’ya kaynak oluşturacak meselelerin, durumların, yorumların sıralarının gelmesini beklerken gizlendiği bir kitap. Ancak, olayların başı olmasına rağmen, üçlemenin başlangıç kitabı değil, bence.

İkinci kitap olduğu halde, ilk yayınlanan Kök ise daha çok, derin insani korkuları körükleyen, sorular sorduran, okuru benliğiyle mesafesizleşmeye zorlayarak, gerçekten olduğu kişiyle –özüyle, kökleriyle- yüzleşmesini sağlayan ve en önemlisi asla masum olmayan kitap. Yanıt vermekten çok, sorulara yeni sorular ekleyen bir sorular kitabı.

Açıkçası Kök, sahici, yalansız, dolansız hatta acımasız bir kitap. Kimseye torpil geçmeden, her karaktere aynı mesafeden yaklaşıyor ve yakalıyor. İyi veya kötü kahramanı yoktur mesela Kök’ün. Başta hayranlık duyulan kahramanların bile canları yandığında nasıl kötüleşmeye başlayabileceklerini anlatmaktan yüksünmez. Hatta en absürd ve olanaksız durumda bile kahramanın durumu kendine yontmasına izin verir. Kısacası diyebilirim ki; Kök vesilesi ile okurun kendiyle yüzleşme sürecine girmesini ve edebiyattan farklı ve özel bir tad almasını istedim.

 ‘Ses’ ve üçüncü kitap olan ‘Ama’ hikayenin hangi kısımlarını tamamlayacak?

Ses, olay örgüsünün başına döndürecek okurları. Bunu yaparken de, kah, tatlı tatlı kendini sevdirecek, kah, ani bir frenle duvara toslatacak. Sersemletecek, eğlendirecek, kızdıracak, şaşırtacak ve öyle bir noktada son bulacak ki, okur ne diyeceğini bilemeyecek. İnanmak/inanmamak, gülmek/ağlamak gibi daha pek çok duygu arasında gidip gelecek.

‘Ama’da ise, bir şeyin başlangıcının sonucu nasıl etkileyebileceğine şahit olacağız. ‘Ama’da her karakter, her iki kitaptaki olayları kendi  kişisel geçmişlerinden gelen referanslarla değerlendirecek ve hatta okura ‘kendini beğendirmeye, haklı göstermeye’ çalışacak. Tabii bu arada, bilinçli olarak kişisel bilgileri ile ilgili ayrıntılara girilmemiş kahramanların, tabiri caizse ipliği pazara çıkacak. İyi kötü, gizem bohçalarında ne varsa ortaya dökülecek.

Kök romanı senin için ne ifade ediyor?

Yazdıklarımı yayınlama cesareti göstermemi sağladı. Hatta, zorladı. Ses gibi, olduğu yerde bekleyemedi. Saplandığım bataklıktan suyun üstüne çıkma cesareti verdi ve boğulmamı engelledi. Yazarken zorlandığım, sıkıldığım, çıkışsız kaldığım ve ‘kendimi neden bu kadar hırpalıyorum’ dediğim her defa, sürprizler yaparak cesaretimi geri kazandırdı.

Yazım süreci neden bu kadar uzun sürdü? Senin için çok sancılı bir süreç miydi?

Evet, oldukça uzun sürdü. Titizliğimden, müşkülpesentliğimden, mükemmeliyetçilik sevdası ile kendimi hırpalamaya pek meyilli olduğumdan, dandundan… daha bir ton maraz öne sürebilirim. Bunlar ilk aklıma gelenler. Mesela, karakterlerden birinin çerçevesini çizerken her açıdan gerçekçi olmasını istediğim için iki sene boyunca Osmanlıca dersleri aldım. Reklam yazarlığından gelen alışkanlıkla, ciddi bir sözlük okuma müptelası da olduğum için, okuyup yazarken bir şekilde zaman akıp geçti ve hiç acımadım bu şekilde geçip gitmesine. Hayatımı geçindirmek zorunluluğu ile yaptığım işlerden arta kalan zamanlarda, okudum, araştırdım, yazdım, çizdim. Gerektiğine inandığım her defasında, sil baştan, yazdım, çizdim ve tekrar tekrar okudum.

Bir de şu var. Yazma eylemi, ciddi bir disiplin gerektirir. Ne konuda yazıyor olursanız olun, her gün bir sayfa dahi yazsanız, bir yıl sonra üçyüzaltmışbeş sayfalık bir yazı koleksiyonunuz olur. Söylemesi ne denli kolay değil mi? Epi topu bir sayfacık. Herkesin denemesini öneririm. Basıldığında en az beş yüz sayfalık bir kitap eder. İşte sanırım en zoru da bu. Ulaşmayı hedeflediğiniz kalitede bir sayfacık yazı yazabilmek… ve bunun için harcanan günler, geceler!

KÖK’teki en sevdiğin karekter kim? 

Sevdiğim bir karakter olduğu sonucuna nerden vardın, anlayamadım! Bilakis, hiçbirisini haz etmiyorum. Çok yorucular. Canıma okuyorlar kaç senedir!

 Neden bilinç akış tekniği gibi çok zor ve riskli bir tekniği tercih ettin?

Haklısın, bilinç akışı zor, zor olduğu kadar da riskli bir yazım tekniği. Ses’in bu teknikle yazılmaya başlanmış olması sanırım üçlemenin devam dili üstünde belirleyici oldu.

Öte yandan, bilinç akışı tekniği zor olsa da bana bazı şanslar verdi; Başka/bambaşka biri olarak, o kimliğe bürünerek, o bambaşka birini didik didik ederek hayatı sorgulamaya devam etme, şansı… O bambaşka birileri vasıtasıyla, derinlere inmek; kazmak, kazmak, kazmak. En can alıcı noktaya ulaşana dek yılmadan kazmak hem de. Tıpkı, oyuncular gibi. Ölü seviciyi yazarken, ölülerle sevişmenin harikuladeliğini, verdiği doyumsuz zevki ya da binlerce masum insanı katleden bir intihar bombacısını yazarken, işini tam manasıyla kusursuz olarak gerçekleştirmekten duyduğu tatmin hislerini yazmak, gerekirse okuyucuyu boğmak, nefessiz bırakmak, nefretini kazanmak… Dolayısı ile kurguladığım karakterler yoluyla ortaya çıkan deli dolu ve çok renkli mozaiği seviyorum.

“Ayaklarımı toprağın altına çeken köklerimden bağlanmışım hayata… tutunmuşum. Atalarımdan ihanete uğrasam da meyvelerim hamken kökümden kökümden baltalanıp kısırlaştırılsam da, parça pincik edilip yerle yeksan edilsem de, bırakıp gidemeyeceğimi biliyor muydum hep.

İnsan, salt manevi duygularla bir yay gibi gerilip bağlanmış olsa köklerine… iyi veyahut kötü üç-beş çocukluk anısı olarak hatırlasa köklerinin hikayesini. Yeni bir yaşam kurmak, yeni topraklarla kaynaşmak, özümsemek, yeni bir soyağacının köklerini salmak, budamak, yönlendirmek… söylendiği kadar kolay olsa…

Ya aynalar!

Aynalar olmasa.

Sır saklamayı becerebilseler. ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………” KÖK

Vildan Çetin

İzmir Karşıyaka’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Karşıyaka Şemikler Lisesi’nde tamamladı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklam Bölümü’nden lisans diplomasını aldı. Amerika’da yabancı dil ve mesleki eğitim kurslarına katıldı. Çeşitli televizyon ve prodüksiyon şirketlerinde prodüktör ve yönetmen asistanlığı görevlerini sürdürürken aynı zamanda Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Sinema Bölümü’nden yüksek lisans diplomasını aldı. Bu süreçte reklam yazarlığına başladı. Yerli ve uluslararası pek çok reklam ajansında, reklam yazarı ve yaratıcı yönetmen olarak görev aldı. Evlidir ve halen, reklam sektöründe çalışmaktadır.

Reklamlar